Ana içeriğe geç

Kapadokya ve Nevşehir bölgesinden en güncel son dakika haberleri, yerel gelişmeler, turizm, kültür-sanat ve ekonomi gündemini tarafsızca takip edin.

Hülya GÜLDAL BİLEN
Hülya GÜLDAL BİLENKöşe Yazarı

CHP\'de Kopuş: Bölünen Bir Parti mi, Yeniden Kurulan Bir Siyaset mi?

Türk siyasetinde bazı gelişmeler vardır; yalnızca bugünü değil, yarını da ilgilendirir.

Türk siyasetinde bazı gelişmeler vardır; yalnızca bugünü değil, yarını da ilgilendirir.

Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan son gelişmeler de böyle bir dönüm noktası.

Özgür Özel ve beraberindeki milletvekillerinin CHP'den ayrılarak yeni bir siyasi yapı kurması, Türkiye'nin ana muhalefet siyasetinde yeni bir sayfa açtı. Bu gelişme, CHP'nin siyasi ağırlığını ve muhalefetin geleceğini yeniden tartışmaya açarken, yaşananların sıradan bir parti içi anlaşmazlık olmadığını da gösteriyor.

Ancak bu tabloya yalnızca “CHP bölündü” diyerek bakmak, yaşananları anlamak için yeterli mi?

Bence değil.

Çünkü burada asıl mesele, iki lider arasındaki anlaşmazlıktan çok daha büyük.

Mesele Kılıçdaroğlu ve Özel'in ötesinde

Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki siyasi ayrışmayı kişisel bir liderlik yarışı olarak okumak kolay.

Fakat siyaset bazen kişiler üzerinden görünür hale gelen daha büyük değişimleri anlatır.

Kılıçdaroğlu, CHP'nin uzun yıllarını temsil eden bir siyasi çizginin önemli aktörlerinden biri.

Özgür Özel ise CHP'nin değişim arayışının ve yeni bir dönemin sembolü haline geldi.

Şimdi Türkiye, aynı siyasi hareketin iki farklı yol haritasıyla karşı karşıya.

Bir tarafta geçmişin deneyimi ve kurumsal devamlılık iddiası var.

Diğer tarafta değişim, yenilenme ve yeni bir başlangıç iddiası.

Dolayısıyla yaşananları yalnızca “Kılıçdaroğlu mu, Özel mi?” sorusuna indirgemek, CHP tabanındaki ve Türkiye siyasetindeki daha büyük arayışı gözden kaçırabilir.

Bir parti tabeladan mı ibarettir?

Bugün en çok tartışılması gereken sorulardan biri belki de bu.

Bir siyasi partiyi parti yapan nedir?

Genel başkanı mı?

Milletvekilleri mi?

Üyeleri mi?

Seçmeni mi?

Yoksa yıllar içinde oluşmuş siyasi hafızası mı?

CHP'nin yaşadığı kriz, aslında bu soruyu Türkiye'nin gündemine yeniden taşıdı.

Çünkü bir siyasi hareketin gücü yalnızca Meclis'teki sandalye sayısıyla ölçülmez.

Ancak sandalye sayısı da önemsiz değildir.

Yaşanan kopuş, CHP'nin parlamentodaki ağırlığını değiştirebilecek bir sonuç doğururken, yeni siyasi oluşumun da nasıl bir karşılık bulacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Burada asıl belirleyici olan ise önümüzdeki dönemde seçmenin ne yapacağıdır.

Çünkü siyasi partiler liderlerin iradesiyle kurulabilir.

Ama siyasi hareketler ancak seçmenin desteğiyle kalıcı hale gelir.

Asıl sınav sandıkta

Yeni siyasi oluşum gerçekten CHP'nin seçmen tabanının önemli bölümünü taşıyabilecek mi?

Kemal Kılıçdaroğlu'nun liderliğindeki CHP, geleneksel seçmenini koruyabilecek mi?

Yoksa iki yapı arasında yeni bir seçmen dengesi mi oluşacak?

Bu soruların hiçbirinin bugün kesin bir cevabı yok.

Çünkü Türkiye'de seçmen davranışı, parti yönetimlerinden daha karmaşık.

Seçmen her zaman liderin peşinden gitmez.

Bazen partiye oy verir.

Bazen ideolojiye.

Bazen değişim umuduna.

Bazen de “kazanabilecek aday” gördüğü kişiye.

Dolayısıyla yaşanan kopuşun gerçek etkisini, bugünkü istifa rakamlarından çok, sandıkta ortaya çıkacak tablo gösterecek.

Peki bu bölünmeden kim kazanır?

Siyasette en sık sorulan soru bu.

Ancak belki de doğru soru şu olmalı:

Bu bölünmeden kim daha az kaybeder?

Çünkü muhalefetin parçalanması, doğal olarak iktidarın işini kolaylaştırabilir.

Ancak bunun kesin bir sonuç olduğunu söylemek de mümkün değil.

Yeni siyasi yapı güçlü bir toplumsal karşılık bulursa, mevcut dengeleri değiştirebilir ve muhalefetin yeniden şekillenmesine yol açabilir.

Siyaset biraz da budur.

Bugünün kaybedeni, yarının kazananı olabilir.

Bugünün güçlü görüneni ise yarın seçmenin karşısında beklenmedik bir tabloyla karşılaşabilir.

CHP'nin önündeki en büyük tehlike

Bana göre CHP açısından en büyük tehlike, yalnızca milletvekillerini kaybetmek değil.

Asıl tehlike, seçmeninin umudunu kaybetmesi.

Çünkü bir siyasi parti, kadrolarını yeniden kurabilir.

Yeni milletvekilleri seçebilir.

Yeni bir yönetim oluşturabilir.

Ama seçmenin “Artık bunlardan bir şey olmaz” duygusuna kapılması, siyasi partiler açısından çok daha ağır bir sonuçtur.

Bu nedenle CHP'nin önündeki sınav, Kılıçdaroğlu ile Özel arasındaki tartışmanın ötesindedir.

CHP'nin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:

Türkiye'nin geleceğine dair yeni ve ikna edici bir hikâyemiz var mı?

Aynı soru yeni siyasi yapı için de geçerli.

Çünkü CHP'den ayrılmak bir siyasi başarı değildir.

Yeni parti kurmak da tek başına başarı değildir.

Asıl başarı, seçmene yeni bir umut verebilmektir.

Belki de mesele bir son değil, yeniden başlangıç

Türkiye siyaseti zaman zaman büyük ayrılıklara sahne oldu.

Partiler bölündü.

Yeni partiler kuruldu.

Eski liderler yeniden siyasete döndü.

Bazı yeni oluşumlar kısa sürede etkisini kaybetti, bazıları ise siyasi dengeleri kökten değiştirdi.

Bugün yaşananların nereye evrileceğini söylemek için henüz erken.

Ancak şunu söylemek mümkün:

CHP'de yaşananlar yalnızca bir liderlik değişikliği tartışması olmaktan çıktı.

Bu artık Türkiye muhalefetinin geleceğinin tartışıldığı bir sürece dönüştü.

Kılıçdaroğlu'nun CHP'deki konumu, Özgür Özel'in yeni siyasi yol haritası ve seçmenin bu yeni tabloya vereceği tepki, önümüzdeki dönemde Türkiye siyasetinin ana başlıklarından biri olacak.

Belki de bugün sormamız gereken en doğru soru şu:

CHP mi bölündü, yoksa Türkiye'de muhalefet yeniden mi şekilleniyor?

Bunun cevabını ne Kılıçdaroğlu tek başına verebilir, ne Özgür Özel.

Cevabı verecek olan, zamanı geldiğinde seçmenin kendisi olacak.

Çünkü siyasette son sözü çoğu zaman liderler değil, sandık söyler.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın