Ana içeriğe geç

Kapadokya ve Nevşehir bölgesinden en güncel son dakika haberleri, yerel gelişmeler, turizm, kültür-sanat ve ekonomi gündemini tarafsızca takip edin.

Hülya GÜLDAL BİLEN
Hülya GÜLDAL BİLENKöşe Yazarı

Bazen Susmak Değil, Konuşmak Gerekir

İnsanları kırmamak için sustuğumuzda, çoğu zaman fark etmeden kendimizi kırıyoruz.

İnsanları kırmamak için sustuğumuzda, çoğu zaman fark etmeden kendimizi kırıyoruz. Oysa susmak her zaman erdem, konuşmak da her zaman kabalık değildir. Bazen insanın kendine olan saygısı, zamanında söylediği tek bir cümlede saklıdır.
İnsan hayatı boyunca öğreniyor.
Bazen bir kitaptan, bazen bir insandan, bazen yaşadığı büyük bir acıdan… Bazen de hiç beklemediği bir sabah, kendi hayatına dışarıdan bakarken fark ediyor bazı gerçekleri.
Ben de bugün, yıllardır yaptığım bir şeyi yeniden sorgularken önemli bir gerçekle yüzleştim:
Ben çok sustum.
İnsanları kırmamak için sustum.
Karşımdaki yanlış konuştuğunda, yanlış yaptığında ya da beni incittiğinde, hemen karşısına geçip "Bu doğru değil" demedim.
Sözlerimi seçtim.
Cümlelerimi yumuşattım.
Bazen anlatmaya çalıştım, bazen konuyu değiştirdim, bazen de hiçbir şey söylemedim.
Çünkü karşımdaki insan üzülmesin istedim.
Bir tartışma büyümesin istedim.
Bir ilişki zarar görmesin istedim.
Bir insanı kaybetmeyeyim istedim.
Ben susmayı, çoğu zaman olgunluk sandım.
Oysa şimdi görüyorum ki insanları kırmamak adına sürekli susmak, her zaman doğru bir davranış değilmiş.
Çünkü siz sustukça, bazı insanlar sizin bilmediğinizi sanıyor.
Cevap veremediğinizi…
Söyleyecek sözünüz olmadığını…
Hatta belki de yapılanı kabul ettiğinizi düşünüyor.
Oysa gerçek bambaşka olabiliyor.
Siz aslında çok şey biliyorsunuz.
Sadece kavga etmek istemiyorsunuz.
Sadece kırmak istemiyorsunuz.
Sadece karşınızdaki insanın yaptığı yanlışa, aynı yöntemle karşılık vermek istemiyorsunuz.
Ve bazen nezaketiniz, yanlış insanlar tarafından güçsüzlük olarak algılanıyor.
İşte insanın burada kendine sorması gereken önemli bir soru var:
"Ben neden susuyorum?"
Gerçekten olgun olduğum için mi?
Yoksa karşımdaki insanı kaybetmekten korktuğum için mi?
Bir ilişki bitmesin diye mi?
Bir dostluk bozulmasın diye mi?
Yoksa yalnız kalmaktan çekindiğim için mi?
Belki de yıllarca yanlış soruyu sorduk.
"Karşımdaki kırılır mı?" diye düşündük.
Oysa bir de şunu sormak gerekiyormuş:
"Ben bu suskunluğun içinde ne kadar kırılıyorum?"
Çünkü insan sürekli sustuğunda, kendi içinde biriktirmeye başlıyor.
Söylenmeyen her söz, zamanla bir kırgınlığa dönüşüyor.
Kırgınlıklar birikiyor.
İçeride büyüyor.
Ve bir gün insan, aslında karşısındaki kişiye değil, kendisine kızmaya başlıyor.
"Ben neden sustum?"
"Ben neden o gün konuşmadım?"
"Ben neden buna izin verdim?"
"Ben neden kendimi savunmadım?"
Belki de asıl mesele burada başlıyor.
İnsanları kırmamak için gösterdiğimiz hassasiyeti, kendimize göstermeyi unutuyoruz.
Karşımızdaki üzülmesin diye kendi üzüntümüzü önemsiz sayıyoruz.
O kırılmasın diye kendi kırgınlığımızı saklıyoruz.
O gitmesin diye kendimizden vazgeçiyoruz.
Oysa bir insanı kaybetmemek uğruna kendimizi kaybetmenin bedeli çok daha ağır.
Bugün artık şunu düşünüyorum:
Bazen konuşmak gerekir.
Bazen "Bu yaptığın doğru değil" demek gerekir.
Bazen "Beni incittin" diyebilmek gerekir.
Bazen "Ben buna izin vermiyorum" diyebilmek gerekir.
Bazen de hiçbir açıklama yapmadan, sadece kendi sınırını çizip yoluna devam etmek gerekir.
Bunu yapmak kötü insan olmak değildir.
Kırıcı olmak değildir.
Saygısızlık değildir.
Bu, insanın kendisine sahip çıkmasıdır.
Elbette kimseyi kırmak için yaşamamalıyız.
Ama kimseyi kırmamak uğruna da kendimizi kırmamalıyız.
Çünkü hayat, herkesi memnun ederek yaşanabilecek kadar uzun değil.
Ve insan, herkes tarafından sevilebilecek kadar kusursuz da değil.
Birileri sizi yanlış anlayacak.
Birileri söylediklerinize kızacak.
Birileri sınır koyduğunuzda sizi değişmekle suçlayacak.
Belki bazı insanlar, siz ilk kez "Hayır" dediğinizde hayatınızdan çıkacak.
Varsın çıksın.
Çünkü bazen hayatımızdan çıkan insanlar, aslında bize kendimizi yeniden bulacak bir alan bırakırlar.
Ben artık susmanın da konuşmanın da bir zamanı olduğuna inanıyorum.
Gerektiğinde susmak bir erdemdir.
Ama gerektiğinde konuşmak da bir cesarettir.
Ve galiba insanın asıl olgunluğu, ne zaman susacağını bildiği kadar, ne zaman konuşması gerektiğini de bilmesidir.
Bugün geriye dönüp baktığımda, bazı şeyleri daha önce söylemiş olmayı isterdim.
Bazı insanlara zamanında "Hayır" diyebilmeyi…
Bazı yanlışların karşısında sessiz kalmamayı…
Bazı sınırları daha erken çizmeyi…
Belki o zaman bazı insanlar hayatımdan çıkardı.
Belki bazı ilişkiler biterdi.
Ama bugün biliyorum ki, bazı insanları kaybetmekten korkarken kendimizi kaybetmek çok daha büyük bir kayıp.
Hayat insana bazen geç öğretiyor.
Ama önemli olan, öğrendiğinde aynı yerde kalmamak.
Ben bugün yeni bir şey öğreniyorum:
Kibar olmak, susmak değildir.
İyi insan olmak, her şeye katlanmak değildir.
Anlayışlı olmak, kendinden vazgeçmek değildir.
Ve kimseyi kırmamak uğruna sürekli kendini kırmak…
Fedakârlık değildir.
Bundan sonra daha çok konuşacağım.
Bağırarak değil.
Hakaret ederek değil.
Kırarak değil.
Ama açıkça…
Netçe…
Kendimi yok saymadan.
Çünkü artık biliyorum:
Bazen insanın kendisine duyduğu saygı, başkasına söylediği en zor cümleyle başlar.
Ve bazen hayatımızdaki en büyük değişim, tek bir kelimeyle olur:
Hayır.
Belki de yıllardır başkalarına söylemekten çekindiğimiz o kelimeyi, önce kendimize söylemeliyiz:
"Ben artık kendimi susturmayacağım."

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın