Ana içeriğe geç

Kapadokya ve Nevşehir bölgesinden en güncel son dakika haberleri, yerel gelişmeler, turizm, kültür-sanat ve ekonomi gündemini tarafsızca takip edin.

Hülya GÜLDAL BİLEN
Hülya GÜLDAL BİLENKöşe Yazarı

Şehrin Sessizliğini Kim Geri Verecek?

Bir şehrin gürültüsü sadece kulaklarımızı yormaz.

Bir şehrin gürültüsü sadece kulaklarımızı yormaz.

Bazen huzurumuzu bozar.

Bazen uykumuzu böler.

Bazen de bize yaşadığımız yerin ne kadar denetimsiz bırakıldığını hatırlatır.

Son zamanlarda sokaklarımızda özellikle motosiklet ve bazı araçlardan yükselen o yüksek sesli motor gürültüleri giderek daha fazla rahatsızlık vermeye başladı.

Hani şu "pat pat pat" diye ilerleyen, bazen egzozundan çıkan sesle bütün sokağı ayağa kaldıran, sürücüsünün özellikle gaz vererek sesini daha da yükselttiği araçlardan söz ediyorum.

Gece yarısı…

Sabahın erken saatleri…

İnsanlar evlerinde dinlenmeye çalışırken bir anda sokaktan yükselen o yüksek motor sesi…

Ve ardından sessizlik.

Ta ki bir başka araç geçene kadar.

Bu sadece bir gürültü meselesi değil.

Bu, yaşam kalitesi meselesi.

Hele ki turizm kentlerinde…

Kapadokya gibi dünyanın dört bir yanından insanların ziyaret ettiği, insanların huzur ve sakinlik aradığı bir bölgede çevre gürültüsüne daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Biz turistlere sessizliği, doğayı, tarihi ve huzuru anlatırken kendi sokaklarımızda gürültünün normalleşmesine izin vermemeliyiz.

Elbette motosikletler ve motorlu araçlar hayatın bir parçası.

Kimsenin araç kullanmasına karşı değiliz.

Ancak araç kullanmak ile çevresindeki insanları rahatsız edecek ölçüde gürültü çıkarmak aynı şey değil.

Bir aracın egzoz sistemini değiştirmek, motor sesini özellikle yükseltmek veya çevredekileri rahatsız edecek şekilde kullanmak bir "özgürlük" olarak görülemez.

Çünkü özgürlük, başkasının huzurunun başladığı yerde sınırını bilmelidir.

Üstelik bu konuda mevzuat da var.

2026 yılında yürürlüğe giren düzenlemelerle, mevzuata aykırı şekilde değişiklik yapılmış ve çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkaran araçlara yönelik ciddi yaptırımlar uygulanabiliyor. Böyle bir durumda sürücüye idari para cezası verilebildiği gibi, araç da trafikten men edilebiliyor.

Peki soruyorum:

Denetimler yeterli mi?

Şehrin belirli noktalarında özellikle akşam ve gece saatlerinde yüksek ses çıkaran motosiklet ve araçlara yönelik düzenli kontroller yapılıyor mu?

Mevzuata aykırı egzoz kullanan araçlar tespit ediliyor mu?

Vatandaşların şikâyetleri gerçekten takip ediliyor mu?

Bence bu soruların cevabını hep birlikte aramalıyız.

Çünkü mesele yalnızca bugün duyduğumuz bir motor sesi değil.

Mesele, gürültünün zamanla normalleşmesi.

Bugün bir motosiklet yüksek sesle geçiyor.

Yarın bir başkası.

Sonra bir diğeri…

Bir süre sonra herkes alışıyor.

Ve alıştığımız her yanlış, zamanla normalmiş gibi görünmeye başlıyor.

Oysa gürültü de bir çevre sorunudur.

Hava kirliliği gibi, görüntü kirliliği gibi…

Şehirlerin yaşam kalitesini etkileyen bir sorundur.

Bir de işin egzoz boyutu var.

Motorlu taşıtların çevreye verdiği zarar yalnızca çıkan sesle sınırlı değil. Egzoz gazlarının neden olduğu hava kirliliği de önemli bir çevre meselesi. Bu nedenle araçların emisyonlarının kontrol edilmesine ilişkin mevzuat ve denetim mekanizmaları da bulunuyor.

O halde yapılması gereken belli:

Daha fazla denetim.

Özellikle turizm bölgelerinde, insanların yoğun olduğu merkezlerde ve konutların bulunduğu sokaklarda belirli saatlerde daha etkin trafik denetimleri yapılmalı.

Mevzuata aykırı egzoz kullanan araçlar tespit edilmeli.

Çevreyi rahatsız edecek derecede gürültü çıkaran araçlara gerekli yaptırımlar uygulanmalı.

Ve en önemlisi, vatandaşın yaptığı ihbar ve şikâyetler ciddiye alınmalı.

Çünkü şehir sadece yollardan, binalardan ve araçlardan oluşmaz.

Şehir, insanların huzur içinde yaşadığı yerdir.

Bir anne çocuğunu uyutabilmeli.

Bir yaşlı gece evinde rahatça dinlenebilmeli.

Sabah işe gidecek bir insan gecenin bir yarısı motor sesleriyle uyanmamalı.

Bir turist, ziyaret ettiği şehirden sadece güzel fotoğraflarla değil, güzel duygularla ayrılmalı.

Bizim şehirlerimizin en büyük zenginliklerinden biri de sessizliği, doğası ve huzurudur.

O halde soruyorum:

Şehrin gürültüsünü azaltmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Bir sonraki kazayı beklemeden trafik düzenini konuştuğumuz gibi, bir sonraki şikâyeti beklemeden gürültü kirliliğini de konuşmalıyız.

Çünkü bazen bir şehri yaşanabilir kılan şey, sadece duyduklarımız değil…

Duyamadıklarımızdır.

Ve belki de artık hep birlikte şunu söylemenin zamanı gelmiştir:

Şehrimizin sessizliğini geri istiyoruz.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın