Hayatın telaşı içinde insan bazen sadece birkaç saatliğine bile olsa nefes alabileceği, ruhunu dinlendirebileceği yerlere ihtiyaç duyuyor. Geçtiğimiz günlerde, yaklaşık iki buçuk ay aradan sonra yeniden seramik sanatçısı ve akademisyen Mustafa Uluada'nın atölyesini ziyaret ettiğimde, bu duyguyu bir kez daha yaşadım.
Bazı insanların bulunduğu ortamlar, onların karakterini taşır. Mustafa Uluada'nın atölyesi de bunun en güzel örneklerinden biri. Daha kapıdan içeri girer girmez hissedilen o sakinlik, o dinginlik ve huzur , sanki mekânın duvarlarına işlemiş. İnsan kendini bir sanat atölyesinden çok, ruhunu dinlendiren bir yaşam alanında hissediyor.
Mustafa Bey'i tanıyanlar bilir; konuşurken acele etmez, dinlerken gerçekten dinler. Üretirken de aynı özeni ve sabrı eserlerine yansıtır. Belki de bu yüzden yaptığı her çalışma sadece bir seramik eser olmaktan çıkar, bir düşüncenin, bir duygunun ve bir yaşam tecrübesinin yansımasına dönüşür.
Atölyede yine birbirinden güzel eserlerle karşılaştım. Her biri ayrı bir hikâye anlatıyor, ayrı bir anlam taşıyordu. Ancak içlerinde biri var ki benim için her zaman özel bir yerde duruyor: Adalet Kupası.
Adalet... Günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz, en çok özlemini çektiğimiz kavramlardan biri. Mustafa Uluada'nın ellerinde şekillenen bu eser, sadece estetik bir obje değil; aynı zamanda güçlü bir mesaj . Belki de bu yüzden her gördüğümde beni derinden etkiliyor.
Bu ziyaretimde bana hediye ettiği Adalet Kupası ise yalnızca bir armağan değil, dostluğun, paylaşmanın ve sanatın bir simgesi olarak benim için ayrı bir anlam taşıyor.
Sanatın insan ruhuna iyi geldiğine inanırım. Mustafa Uluada'nın atölyesinde geçirdiğim her an da bu düşüncemi güçlendiriyor. Çünkü burada yalnızca seramik değil; emek, sabır, zarafet ve huzur şekil buluyor.
Böyle insanların varlığı, yaşadığımız coğrafyaya değer katıyor. Üreten, düşündüren ve güzellikleri çoğaltan sanatçılar iyi ki var.
Teşekkürler Mustafa Uluada... Sanatınız, dostluğunuz ve insanın içine işleyen o huzur için...